Satışlar milyarlarca dolar düştü, nakit akışı durdu ve mağazalar terk edilmiş harabelere döndü.
Yıllarca hiçbir yenileme yapılmadı, stoklar eksikti ve fiziksel müşteri deneyimi rakiplerin (Walmart, Target) çok gerisinde kaldı.
CEO Eddie Lampert, parayı operasyonlara harcamak yerine, hedge fonu zihniyetiyle hisse geri alımlarına (buybacks) ve şirketi parçalayıp satmaya odaklandı.
CEO, Ayn Rand felsefesinden etkilenerek şirket içi departmanları birbirine düşman eden, kaynakları paylaştırmayan toksik bir rekabet modeli kurdu.
Perakendeciliği müşteri hizmeti değil, sadece bir gayrimenkul ve finans mühendisliği oyunu olarak gören vizyonsuz 'Hedge Fon' kapitalizmi.
20. yüzyılda yaşıyorsanız, Sears tam anlamıyla bugünün Amazon'uydu. Her şeyi katalogdan satan, 'Eğer Sears satmıyorsa, ona ihtiyacınız yoktur' dedirten, Amerikan perakendesini ve hatta banliyö yaşamını tek başına şekillendiren efsanevi bir devdi. Şirket o kadar büyüktü ki kendi sigorta şirketlerini (Allstate), kredi kartlarını (Discover) ve emlak şirketlerini (Coldwell Banker) kurmuştu. Ancak 2004 yılında milyarder hedge fon yöneticisi Eddie Lampert, Kmart ile Sears'ı birleştirdiğinde, tarihin en tuhaf ve toksik yönetim deneylerinden biri başladı.
Lampert bir perakendeci değil, rakamlarla oynayan bir finansçıydı. Sears'ı, müşteriye ürün ve hizmet sunan yaşayan bir organizasyon olarak değil; nakde çevrilebilecek devasa bir gayrimenkul ve marka portföyü (Asset play) olarak gördü. Daha da beteri, Lampert'in yönetim felsefesi tam anlamıyla kurumsal bir distopyaydı. Aşırı bireyci yazar Ayn Rand'in 'Objektivizm' (Bencil insanın en verimli insan olduğu inancı) felsefesine takıntılıydı. Bu ideolojiyi ispatlamak için 134 yıllık şirketi parçaladı.
Sears içindeki departmanları (Aletler, Giyim, Elektronik, Ev Eşyaları) özerk şirketler (Silo) gibi böldü. Her birinin kendi başkanı ve yönetim kurulu vardı ve bu departmanları acımasızca birbirleriyle rekabet etmeye zorladı. Mantığı şuydu: İçerideki serbest piyasa rekabeti verimliliği artıracaktı. Sonuç, şirketi felç eden devasa bir 'Açlık Oyunları' (Hunger Games) savaşı oldu.
Departmanlar birbirleriyle veri paylaşmayı reddetti. Bir departman mağazanın kendi tarafını yenilerken, diğer tarafın halıları lime lime dökülüyordu. Giyim bölümü, vitrinde kendi mankenlerini öne çıkarmak için Elektronik bölümünden kelimenin tam anlamıyla 'kira' talep etmeye başladı. Yöneticiler, dışarıdaki gerçek rakiplerle (Walmart, Target, Amazon) savaşmayı bırakıp bütçe kapabilmek için birbirlerinin kuyusunu kazmaya odaklandılar.
Şirket milyarlarca dolar zarar ederken, Lampert şirketin elindeki nakdi mağazaları yenilemek, personeli eğitmek veya e-ticarete yatırım yapmak için kullanmadı. Bunun yerine milyarlarca doları, hisse senedi fiyatını yapay olarak yüksek tutmak için hisse geri alımlarına (Stock Buybacks) harcadı. Şirketin sahip olduğu en değerli markaları (Craftsman, Kenmore) ve binaları tek tek satıp parayı hedge fonuna aktardı.
Mağazaların çatısı akıyor, su damlayan yerlere kovalar konuyor, raflar günlerce boş kalıyor, perişan haldeki çalışanlar ağlayarak işten ayrılıyordu. Lampert mağazalara gitmek yerine şirketi Florida'daki özel adasından telekonferanslarla yönetti. Nihayetinde bu sosyopat yönetim deneyi çöktü ve bir Amerikan simgesi olan 134 yıllık Sears, 2018 yılında milyarlarca dolar borçla iflas ederek enkaz haline dönüştü.
Yorumlar ve Tartışma